COVID-19 salgını mimari anlayışa yeni bir boyut kazandıracak

COVID-19 salgını mimari anlayışa yeni bir boyut kazandıracak

Dünyanın yaşadığı Corona Virüs salgını mimariyi de etkileyecek.

Geçtiğimiz aylarda ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan koronavirüs salgını, dünyanın alışkanlıklarını değiştirecek. Bu değişimin başında ise yaşam alanlarımız geliyor. Bu pandeminin evlerimizde ve ofislerimizde ne gibi yeni alışkanlıklar edineceğimizi ve neleri değiştireceğini Mimar Esra Kestirengöz ile konuştuk.

Tüm dünyada gündem, bir pandemi haline gelen COVID-19 salgını. Sizce bu salgın hayatımızı nasıl etkileyecek?

Sonun başındayız; çok yakında yeni bir başlangıç bekliyoruz. Dünyamız bizlere sinyal yolluyor. Alışkanlıklarımızı, tükettiklerimizi ve davranışlarımızı gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor, yoksa insanlık ile anlaşamadığını ve bu ilişkinin biteceğini bildiriyor. Bunun sinyallerini teker teker görmeye başlıyoruz. Bazıları daha iyimser bazıları değil. Ancak insanlık hala birçok alanda çalışmalarına devam ederek iyileşme gücünü bulacağına inanıyor.

Tüm değerlerimiz değişecek, hayatlarımız ve alışkanlıklarımız değişecek ve evlerimiz, ofislerimiz, restoranlar, kafeler, yaşam alanlarımız bu etki altında değişecek. Bunu göz önünde bulundurarak meydana gelebilecek birkaç değişiklik hakkında tahminde bulunabiliriz.

“Artık kalabalık, çok katlı apartmanlar değil; bireysel evler- minimum temas”

Mimari yönden bu değişim tahminlerinizden bahseder misiniz?

Yüksek binalar, sağlık ve hijyen dikkate alınmadan ufak alanlarda olabildiğince çok insanı organize etmek için tasarlanmıştı. Bu yaşadığımız pandemi ile birlikte çok katlı binalarda hijyen sağlamanın kolay olmadığı anlaşıldı. Teması azaltmak gerekirken, bizler daha fazla temasta kalmak zorunda kalıyoruz. Asansörde birçok insanla aynı havayı soluyarak, asansör düğmeleriyle ve kapı kolları ile çok fazla temas halindeyiz.

Zorunlu bireysel izolasyonlarımızı yaşarken zemin katlar dışında genellikle balkon ve teras olmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu anladık. Bundan sonra ev alırken, bahçeli, küçük avlulu yerlerin tercihlerde öne çıkacağı anlaşıldı. Hepimiz umutsuzca ev sahibi olmak isterken sabahları en azından bir kahve içebileceğimiz balkonlu evlere bakacağız. Evin zaman içinde birinci işlevi güvenlik olmuştur. Başlangıçta kötü hava koşulları, yırtıcı hayvanlardan saklanma yeri olarak hizmet etti. Sonra düşmanın içeri girmesini engellemek için uzun taş kaleler inşa edildi. Bugün insanların etkili bir biçimde sosyal izolasyon sağlayacakları evlere ihtiyaçları var. Bu da demek oluyor ki oda sayımızı fazlalaştırmak adına m2’ si yaşamaya olanak vermeyen odalar oluşturulmamalı. Kentleşmeye bakarsak son 10 yıldır küçük köylere ve şehirlere taşındığımız için eski popülerliğini yitirmiştir sanırım son yaşadığımız olaylardan sonra adım adım azalacaktır. İnsanlar daha küçük, sakin ve güvenli yaşama geçmeyi planlayacaklardır.

 

“Sığınak alanların belirlenmesi açık planlamalardan daha öne çıkacak!”

İnsanlar yaşam alanlarında başka hangi alışkanlıkları edinecek?

Hayat, deneyimlerimize baktığımızda son dönemlerde yaşadığımız doğal olaylar depremler, yangınlar, salgın hastalıklar hiçbir zaman olmaz ki, duygumuzu ortadan kaldırıyor. Evlerimiz doğal ve insan yapımı tehlikelere hazırlama arzusu artık şaşırtıcı olmuyor. Sadece evinizin yanında garajlar inşa etmekle kalınmayacak, aynı zamanda su depolarımız, yiyecekler ve temel gıda ihtiyaçlarımız için kilerler, enerji konusunda bir süre yaşamı idare ettirecek şekilde chargelarların olabileceği alanlar, belki de doğru bir şekilde hesaplanan yani kişi sayısına göre hazırlanan doğru m2’li sığınaklar olacak. Ayrıca son yılların yine ana trendlerden biri olan alandan tasarruf sağlayan açık planlara veda edeceğiz. Giriş, oturma odası, mutfak birleşik gibi planlarda değişiklikler yapılacak. Pandemi sonrası giriş alanları ayrılacak belki de dezenfekte ve eve giriş izolasyonu yapılabilecek alanlar oluşturulacak böylece ayakkabılarımız, kıyafetlerimizi ve eşyalarımızı sokaktan yaşam alanlarımıza taşımak yerine geniş alanda bırakıp gerekli hijyen sağlanacaktır. Geri dönüşüme açık yaşam alanları çoğalacak.

Geri dönüşümden kastınız insanlar kendi enerjilerini üreteceği mi?

Geleceğin binaları, yapıları her zaman savunduğum gibi geri dönüşüme açık, kendi su teminini ve ısıtmasını sağlayabilecek bağımsız alanlar olarak planlanacak. Jeotermal kuyular daha küçük şehirlerde planladığımız evlerde zaten popülerlik kazanıyordu. Sanırım bu daha da yaygınlaşacak ve suya ek olarak kısmen ısıtılan ya da kendi ısıtmasını sağlayabilen evler olarak planlanacak. Genel olarak evlerimizde güvenlik ağı oluşturmak adına birkaç ısıtma kaynağı olacak; soba, şömine, katı yakıtlı kazan, yakıt jeneratörleri, güneş paneller, alternatif güç üreten otonom mini istasyonlar gerçek olacaklar. Hedefimiz, dış dünyadan bağımsız olmak ve tamamen izolasyon durumunda riskleri en aza indirmek olacaktır.

Bu dönemde yine “Home Office” kavramı daha çok yaygınlaştı. Siz bu konuda ne gibi değişiklikler olacağını düşünüyorsunuz?

Karantina dönemi boyunca hemen hemen her meslekte evden çalışma yapılıyor ya da zorlanılıyor. Her bireyin istediği şekilde ortamı olmasa da görüyoruz ki mecbur sebeplerle olduğumuzda değişikliğe alışılan zaman ve kabullenme çok hızlı olabiliyor. Hiçbir şekilde yapamam, konsantre olamıyorum, alanım yok vb. nedenlerle gerçekler ve yaşanılanların ciddiyeti ile yok oluyor. Karantina bitimini sabırsızlıkla bekleyen, ofisine gitmek için can atan ki ‘bunlardan biri de benim’ insanlar varken ofise dönmek istenmeyen insanlar da olacaktır. Bu durumdan sonra çalışma alanlarımızın evlerimizde var olmasına, kullanılabilir olmasına daha fazla dikkat edilecektir. Yani artık evlerdeki ofisler yemek masasına ayarlanmış alanlar, oturma odası koltuğu ve sehpası olmayacak. Artık büyük pencereleri olan, gün ışığı alan, istenildiğinde karartılabilen verimli çalışmaya uygun masası, sandalyesi olan, teknik olarak interneti, telefonu, bilgisayarı olan sesten arttırılabilen odalar olacak. Tabi bu durumda işyeri sahipleri ofis çalışanlarını geri kazanabilmek için daha fazla çaba gösterecek. Çalışanlarına gerekli, sağlıklı, temiz, gerektiğinde sosyal mesafelerin korunduğu verimli çalışma alanları hazırlamaları gerekecek.

Başka hangi alışkanlıklar kaybedilecek veya kazanılacak?

Evlerimizin yakınlarında, balkonlarımızda saksılarda organik tarım modaya uymak olarak yapılıyordu. Ancak bu zamanlardan sonra çok daha fazla insan bunu ihtiyaç için yapacak. Bunlar halihazırda hobi olarak yapılıyor ve zihnimizde dinginliğe iyi geldiğini dedelerimizden büyüklerimizden hep duyuyorduk. Şimdi daha izole ve güvende hissetmek için birde bunların mahsullerini kullanma zorunluluğu hissedeceğiz. Gıda üretimine ek olarak bu alanlar ek oksijen üretimi sağlayabilirler.

Son olarak neler eklemek istersiniz?

Geçtiğimiz aylarda başlayan karantina süresinden sonra, yaklaşık 2 aylık bir sürede farklı ülkelerde yeni bir gökyüzü oluştuğunun resimlerini izledik ve etkilendik. Yani sadece 2 ay üretimlere ara verilince salgın yaşanmadığı halde maskeyle dolaşan halk uzun süre sonra temiz hava soluyabiliyor. Bence dünya değişiyor ve yeni buluşlar, keşifler ortaya çıkıyor. Kısacası hayat aslında ailelerimizin zamanında yaşadığı zamanlar gibi olacak. Tüketim ihtiyaç kadar olacak. Sonuçlarına bakarsak daha sağlıklı, doğal, mutlu üretimler ve tüketimler olarak karşımıza çıkacak. Aslında eski toprak dediğimiz insanların hastalıklara karşı dirayetinin geldiği ana konu.

Bu süreçte evlerimizde kalalım, ellerimizi yıkayalım, güzel beslenelim. Gezegenin bize verdiği sinyalleri, mesajları anlayıp yaşamlarımızı buna göre yeniden şekillendirelim. Herkesin güvende ve sağlıkla kalması dileğiyle…

Comments are closed.